Halkidiki'de Yapılacaklar


Halkidiki’de Ne Yapılır
Eskiden İzmir-İstanbul, Bodrum-İstanbul seyahatleri konu alınırdı. Yollar gelişip, seyahatler seyahatler ucuzladıkça, tatiller sınır ötesini sıkça görmeye başladı.
Bakın 3 günlük hafta sonu kaçamağında Halkidiki yolculuğunda başımıza neler geldi.

Yolculuk
Bu kısmı biraz uzun tutacağım zira çok önemli zamanı yönetmek için bir haftasonu tatili için. Öncelikle Halkidiki ile İstanbul arası yaklaşık 650 km. Gümrük/Sınır olmasa 5 saatte geçebileceğiniz bu mesafe için minimum 6 saat ayırmanız gerekiyor. Tabi bu yolculuğun 6 saatte tamamlanması için gerekli şey İpsala Gümrük kapısında beklememek. Bunun için Gece 3 gibi yola çıkıyor ve gün doğarken 5 buçukta sıfır İstanbul ve Trakya trafiği ile İpsala’da oluyoruz.
Türk tarafında hiç sıra beklemiyor, pasaport ve araç ruhsatı kontrolü sonrası Yunan kapısına doğru devam ediyoruz.(Ruhsat üzerindeki araç sahibinin araçta olması bekleniyor). Yunan kapısına gelirken Türk-Yunan sınırını belirleyen Meriç üzerinden gün doğarken kaydediyor, manzarayı göze, sessizliği de kulaklarımıza kaydediyoruz.
Yunan kapısı Türk kapsına göre uluslararası ehliyet soruyor o yüzden mutlaka yanınızda olması gerekiyor. Türk kapısına giriş ve Yunan kapısından çıkışımız yarım saat sürerken yolda Kavala’ya uğramaya karar veriyoruz.
Kavala’nın merkezinde bir börekçide kahvaltı yapıp devam etmek amacımız ama şöyle bir etrafı da gezelim diyoruz. Bu minik şehirde epey Osmanlı’dan kalma eserler var, bunlardan biri daha önce cami olarak kullanılıp sonradan kiliseye çevrilen Hagia Sofia kilisesi diğeri de Su Kemeri oluyor.Su kemerinin yanına gittiğimizde çok şaşırdığımız bir şey ile karşılaşıyor Constantinapolis’e 460 km tabelasını görüyor bu Yunanların İstanbul inancına gülümsüyoruz.
Kavala’dan sonra 2 saat daha yol sürüyor ve Selanik üzerinden değil biraz daha kısa ama virajlı bir yoldan Halkidiki’nin ortada bulunan yarımadası Sithonia’ya ulaşıyoruz.
Tüm yolculuk için önemli bir not, sınırı geçtikten sonra otoyol çok temiz olsada bir tane bile akaryakıt istasyonu yok bu yüzden Türkiye’den çıkarken deponuzun dolu olması işinizi kolaylaştırıyor.

Sitonia
Yunanistan’ın kuzeyinde bulunan Halkidiki yarımadası Kassandra, Sithonia ve Athos adında 3 farklı bacağa sahiptir. Sithonia’ya gidecekler için konaklama ve beach’ler için farklı tercihler var birbirinden uzak olduğu için araba kiralamak şart. Yarımadanın girişinde Nikiti ile başyalan yerleşkeler,  Neos Marmaras Toroni, Porto Koufo, Skia, Sarti ve Vourvourou ile devam ediyor.
Bizim tercihlerimizden, Porto Koufo Halkidiki’de en sevdiğimiz doğal plajlardan biri oldu. Sakinliği, çam ormaları ile çevrili dev kayalıkların arasında  sıkışmış ve adeta bir göl gibi duran  denizi, kıyıda mütevazi 2 farklı karavan’dan alabileceğiniz fast food tarzı yiyecekleri ve içecekleri, harika denizi ile renkli bir yer.
Diğer görmek istediğimiz beachlerden biri Sarti’den Vourvourou’ya giderken mutlaka ama mutlaka görülmesi gereken yer Portakali Beach oluyor. Kısmen küçük ve renkli olan bu plaj’da yer bulamama şansınız yüksek o yüzden arabada bir şemsiyeniz olursa güvende olursunuz diyorum.(tatil kafaları farklı olduğu için şemsiye neredeyse her süpermarkette satılıyor)
Sitonia’daki beachlerinde genel olarak beach’e giriş ücreti yada şezlong ücreti gibi şeyler yok, baya eski usül yani, eğer şezlong veriliyorsa ufak harcamalar yapmanız bekleniyor. Marketlerde bir 500 ml biranın 1 Euro iken beachlerde 1.5-2 Euro’ya satıldığını gördüğünüzde başım üstüne ne gerekiyorsa harcarız diyesiniz geliyor.
Avrupa kıyılarındaki sosyal devlet kavramı burada da devam ediyor, diyelim hiç paranız yok, sahilin şezlongların yanında kumlarda herhangi bir yer havlunuzu serip şemsiyenizi açabiliyorsunuz.(hatta Halkidiki bölgesinde bunu kayaların üzerinde yapınca çok keyifli oluyor).
Sitonia kıyıları Kassandra’ya göre bakir kıyılar olduğu için buralarda genelde elektrik su hatta tuvalet gibi hizmetler olmayabiliyor. Sahildeki müzik ve karavan kantinlerin elektriği bir jeneratör ile sağlanıyor. Malum iyi kıyılara yapılaşma izni verilmiyor. Yakınlarında hiç bir yapılaşma olmadığı için çok güzel rüzgar alıyor. Nasıl yandığınız anlayamayacağınız bu Yunan Maldivlerinde mutlaka koruyucu kullanmanız gerekiyor.
 
Kassandra
Halkidikinin doğu tarafı olan kassandra, doğası, gece hayatı, yıllık festivalleri ile adını sıkça hatırlatan Yunan yarımadası olarak biliniyor.
Sitonia’ya yaklaşık 100 km olan bu yerleşke için Sitonia ile aynı gün plan yapmamak gerekiyor.Sitonia’dan Kassandra’ya giderken öyle ince bir boğazdan geçiyorsunuz ki her iki tarafınız da Ege denizi oluyor.(burdan geçerken mutlaka haritaya bakın)
Buradaki beachler Sitonia gibi benzer güzelliklerde olsada, daha çok party hard eğlence isteyen gençlere hitap ediyor. Yarımadanın etrafını saran Kallithea, Afitos, Nea Fokaia gibi 20’ye yakın beach yine Sitonia’daki gibi birbirine uzak kalıyor.
Tüm beachlerde şezlong ve puflar oluyor, ama bu yarımadada bir beach’e gidip yer bulmak için 11’den önce orada olmak gerekiyor. Beachlerdeki yapı biraz daha Çeşme sahillerini andırıyor, sanki herkes akşam 6 olup, happy hour’un başlamasını bekliyor.
Beachlerde giriş ücreti olmasada, burada fiyatlar Sitonia gibi olmuyor. 8-10 Euro’ya dilediğiniz kokteyl hiç de fena yapmayan barlar, 80 Euro’ya da istediğiniz yabancı içki şişe olarak açılabiliyor. Biranın 3-4 Euro olduğu beachlerde bizdeki gibi sıkı bir mutfağa rastlanmıyor.

Athos
Ortodokslar için 1000 yıllık bir tarihe sahip bu yarımada dünyada kadınların ve dişi hayvanların alınmadığı en büyük toprak olarak biliniyor.(kadınların görünmesinin rahiplerin dikkatini dağıtabileceği ve günahkar olabileceği düşünülüyor) Bizans manastırlarını(20 adet) barındıran dünyanın yaşayan en eski monastik bölgesinde 2000 kadar rahip yaşıyor.
Rakı ve şarap da üretilen bu yarımada da rahipler bu topraklarda yetiştirdikleri sebzelerle ağırlıklı olarak besleniyor. Monastik yaşamdan ayrılıp bir miktar izole olmak isteyen rahipler de dik yamaçlarda kendilerine ev yaparak Tanrı’ya daha da çok yaklaşıyor.
İşin en ilginç yanı hemen karşı yarımadalarda çılgınca tüketim ve eğlence yaşanırken burada çok basit ve sakin nerdeyse tüm günün dua ile geçtiği bir yaşantı oluyor.
 
 
Yemek
Yunanda akşam yemeği kültürü tahmin ettiğiniz gibi tavernalardan oluşuyor. Hemen aklınıza müzik gelmesin bazılarında oluyor bazıları sadece balık restoranı gibi hizmet veriyor. Tavernalarda en beğendiğim eski usul güneşte kurutulmuş ahtapot ızgara oluyor.(bizde böyle yapılmıyor, bu daha lezzetli ama biraz sert oluyor). Kalamar bizdekine benzese de karidesler burada büyük büyük geliyor. Masaya Tzatziki(kuru cacık deniyor bizde ama bunda salata küp, sarımsak bol) mutlaka söyleyin, balıkçıların neredeyse hepsinde ev yapımı dilimlenmiş patates kızartması eksik olmuyor. Ünlü “Feta” peynirini duymuşsunuzdur, kavun istemeyin çünkü orası rakı-balıkçı değil ama fetayı mutlaka deneyin, en güzel yemeği patlacanın içine yaptıkları sıcak hali oluyor. Ouzo’yu rakının yerine koyamadığımdan olsa gerek çok meraklı olmuyor ve bildiğim tad olan Barbayanni’nin mavi şişesini seçiyorum. Ama Ouzo mu içersin bu yemeklerle bir beyaz Yunan şarabı mı derseniz, hakkımı beyaz şaraptan yana kullanıyorum.
Bu arada yemekten konu açılmışken burada oteller çok lüks olmadığı için market alışveriş ihtiyacınız olabiliyor. Marketlerde ve benzincilerde 500 ml biralar 1 Euro J. Bu durum yine Pragdaki gibi kendini tekrarlıyor her ne kadar inanılmaz güzel bir yunan birası bulamasamda  “Bira sudan ucuz dedirtiyor.”(tercihim Amstel yada Mythos’dan yana oluyor)
 
 
 
 
 

Yazı ile ilgili Yorumlar