Antakya'da Yeme İçme


Küçük Mezapotamya Antakya
 
2009 yılında İTÜ’den mezun olduğumda,3 farklı seçeneğim vardı, ya bir sürüye uyup master yapacaktım daha çalışmadan, ya bir yerde çalışmaya başlayıp hayat ne getirir onu görücektim yada asker’e gidip aradan şu engeli aradan çıkaracaktım. Yaptığım uzun yaz tatilinin ardından ağustos celbi başvurularının kapanmasına 1 gün kala gidiyorum diye karar verdim. Acemilik İskenderun’da Denir Er Eğitim Alayı diyordu, işte ilk Hatay maceram orada başlamıştı ama o kadar asker kafasındaydım ki adam akıllı bir şey anlayamadım.
 
Bu sefer durum farklı oldu bir şarap üreticisinin davetlisi olarak gidiyor, 2 günlük haftasonu programında gezi, yemek üzerine kurulu yoğun bir programımız vardı. Antakya aşağıdaki lezzet ve kültür durakları ile bakın beni nasıl şaşırttı;


 
















Kahvaltı
 
Toplum olarak kahvaltı konusunda hassas bir o kadar da zaman ayırıcı insanlarız. Antakya’da kahvaltı biraz farklı,diğer bölgelere oranla baharatlı bir kahvaltı yapısı olduğunu söyleyebilirim. Özellik eritme peyniri denemenizi şiddetle tavsiye ediyorum, Antakya simiti de biraz pide kenarı gibi olsa da keyifli birşey bunu da unutmayın. Ve her Antakya sofrasının vazgeçilmezi taze nane(yanında turunç) mutlaka olacak sofrada buna şaşırmayın derim. Katıklı ekmek yine baharatlardan ince bir lavas, sürki peyniri de pek sevemesem de deneyin  kendisi peynir ile baharatların birleşimi olarak kahvaltıların prensi olarak gösteriliyor.




































Antioche Bağları

 
Bu kadar sıcakta şarap üretilir mi sorusuna daha önce sorsanız zor derdim. Hala aynı şeyi söyleyebilirim burada şarap üretmek yaz aylarındaki sıcaklıktan ötürü çok zor ama imkansız değil ki başarılmış. Bölgenin en büyük havlu üreticisi Hateks Ailesi şarap merakını üretime kadar taşımış. Önolog Saba Açıkgöz gözetimindeki bu bağlar, uzun emekler sonucu kırmızı, beyaz ve rose butik şarap üretimini yapar olmuş. Etrafı dağlarla çevrili bu bağlarda sıcaklık sürekli esen rüzgarlarla bir miktar dengelenmiş. Barburi adındaki yerel üzümleri ilginç karakteri ile bizi şaşırtırken, şarapların 25-35 TL bandındaki fiyatları da avantajlıymış. Gidip ne içelim derseniz Barburi-Cabernet Sauvignon kupajını deneyin derim. Son karar size kalmış.Ufak bir not, yazın bağların olduğu bölge çok sıcak oluyor sabah saatlerinde gitmeye çalışın yanınızda mutlaka güneş kremi alın.:)

 


















Uzun Çarşı
 
İstanbul’daki kapalı çarşı benzeri bir çarşıda Antakya’da mevcut. Gün içinde sürekli kalabalık olan bu çarşıda sağlı sollu dükkanlar mevcut. Aslında bu çok turistik bir yer olarak kurulmamış bu yerin temel amacı yöre halkının ihtiyaçlarını karşılamak, alışveriş yapabilecekleri bir yer kurmakmış.(tabi AVM maynaklığı yok o dönem). Zamanla yerel lezzetlerin de bilinirliğinin de artması ile iç/dış turistlerin ziyaret ettiği yer haline gelmiş. Eğer Antakya yöresine ait zeytin, nar ekşisi, zeytinyağı, çökelek gibi lezzetler edinmek istiyorsanız burayı tam da istediğiniz gibi bulacaksınız Çarşıyı gezin derim.
 
































Çınaraltı Künefe
 
Künefe diyince akan sular duruyor farkındayım.Hatta son 5 yılda İstanbul’da o kadar popüler oldu ki, sadece künefe satan yerler açıldığını dikkatle takip ediyorum. Ama unutun tüm yediklerinizi ve buraya odaklanın. “Çınaraltı Künefe” Uzun Çarşının içinden gidebileceğiniz bir yer. Yüzyıllık bir çınarın altındaki bu eski yerin ustası Yusuf usta yaşına rağmen hala dükkanın başında. İsteğimi kıramayıp tezgaha geçiyor, sorunca neyi özel senin küfenin diye, cevabı basit oluyor her şeyi doğal bizde yanlış olmaz diyor. Bakmayın samimi insanlar buradakiler, nasıl pişirdiğini bile görüyorsunuz sakladığı bir şey yok belli biraz da alçakgönüllü yoksa o peynir o lezzet öyle kolay diil bulması. Kömür közü üzerinde eriyen peynir ve pişen tel kadayıf, koca bir tepside pişiriyor Yusu Usta kadayıfı.Şehirlerdekilerin aksine kadayıf koca bir tepside pişiyor.Sonrasında bir dilim kesilerek dilim üzerine Konya şeker pancarı şekerinden hazırlanan hafif mi hafif bir şerbet dökülüyor, akıbeti tabiki yeşil süsler... en sevdiğimiz antep fıstığı ile son hali verilip servis ediliyor. Lezzete gelirsek şeker tadı baya arkada kalırken, daha çok peynirin tadın alınıyor. Bitişte antep fıstığı damağa eşlik ederken şerbetli tatlılardaki bir adet baklava yiyeyim tadımlık hissi burada çalışmıyor. İstanbul’dakilerin aksine künefenin nerdeyse %80’ini peynir oluşturuyor. Yanında çay yada soğuk bir süt ile eşlik edebileceğiniz künefenin fiyatının İstanbul’dan ucuz olması ise sizi baya şaşırtıyor.
 
 



















Tepsi ve Kağıt Kebabı
 
Tepsi kebabı ve kağıt kebabını çok duymuş ama yerinde hiç yememiştim. Gittim gördüm ki, kebaba bakış bizden biraz daha farklı. Burada kebapçılar aslında kasap yani et satan yerler zamanla kebap da yapmaya başlamışlar. Kıymayı kaburgadan kullanan Antakyalılar, satır kullanarak tüm harcı hazırlıyorlar. Yanmaz bir kağıda bu harçı yerleştirip, odun fırınına atılınca ortaya çıkana kağıt kebabı diyorlar. Tepsi kebabı adından belli olduğu üzere aynı harcın tepsiye serilmesi ile yapılıyor. Buradaki bir fark et harcının altına çeşitli sebzelerden hazırladıkları malzemeleri yerleştirmeleri oluyor ki buna “zerzavatlı” diyorlar. En son tepsiye salçalı su dökülüp benzer bir şekilde fırına verilince, tepsi kebabı fırından çıktığından kağıt kebabına göre daha suyu bir yemeği andırıyor. Kebapçıların masada mutlaka hazır ettikleri şey taze nane limon ve Antakya nar ekşisi ile yapılmış bir taptaze bir salata  oluyor.Adeta istanbuldakiler domates değilmiş dedirtiyor. Biz gittik ama sizi çok uzaklara götürmeyeyim Uzun Çarşıdaki PÖÇ kebabı denenebilecek yerlerden oluyor.
























Saint Pierre Kilisesi
 
Antakya için medeniyetlerin beşiği demeleri yanlış olmamış. Birçok farklı medeniyet ve din yüzyıllarca bu topraklarda yaşamış olması baya derinlik katıyor her haline. İsa’nın 12 havarisinden biri olan St. Pierre Antakya’ya M.S 29-40 tarihlerinde gelmiş ve Hristiyanlığı yaymaya çalışmış olarak bilinmesi bunu kanıtlıyor. İlk dini toplantının yapıldığı bu Saint Pierre kilisesinde cemaat ilk kez Hıristiyan adını alıyor ve bu yüzden St. Pierre Kilisesi Hıristiyanlığın ilk kilisesi olarak bilinyor. 1983 yılında Papa VI.Paul  tarafından Hıristiyanlar için Haç yeri ilan edilen Antakya’yı tepeden gören bu tarihi yerde her yıl 29 Haziran da Katolik Kilisesince bir ayin de düzenleniyor. Söylediklerine göre bu tarihte adeta turist akınına uğruyor. Saint Pierre kilisesi küçük yani çok fazla görecek bir şey olmuyor ancak kiliseden çıktıktan sonra biraz arkaya doğru dolandığınızda, tepeleri tırmanarak kayaya oyma suratları görüyorsunuz ki bunlar sizi şaşırtıyor.(buraya etraftaki çocuklar sizi götürebilir). Bu tırmanışta kiliseden bir baskın anında kaçılmasını sağlayan çeşitli yer altı çıkışlarını görmek her dönemde bir din ile ilgili baskı mutlaka olmuş dedirtiyor.





















Affan Kahvesi
 
Biraz yorulmuş olabileceğinizi düşündüm bu kadar gezdikten sonra. Bir kahve molası vermek için 100 yıllık bir binanın altındaki tarihi Affan Kahvesine uğrayın derim. Mekandaki zeminden duvarlardaki yazılara kadar eskiliği okunan bu yerin arka bahçesinde asmaların gölgesinde bir çay yada kahve söyleyin. Merak etmeyin kahve Antakyalılar için küçük çay bardağında çok kavrulmuş bir sıcak içecek neden fincan ile gelmediğine şaşırmayın. Bir de “Haytalı” adında bir tatlısı var onu da mutlaka deneyin. Bunu Adana şehrindeki “Bıcıbıcı” ya benzetirseniz bozuluyorlar hiç söylemeyin. Kahve’ye girdiğinizde burnunuza gelen muhallebi kokusundan da anlaşılacağı gibi Haytalının tabanında şekeri baya az bir muhallebi var. Üzerine gül suyu konularak servis edilen bu tatlının en ilginç yanı tadından çok servis edilen kaşıkları. Muhtemelen aliminyum olan bu tarihi küçük kaşıklar gelen misafilerin o kadar ilgisini çekiyormuş ki yanında götürüyorlarmış. Hal böyle olunca da bu metal kaşıklar azalmış ve az sayıda geliyor.


 


















Hatay Arkeoloji Müzesi
 
Sanat ve sanat tarihi gibi şeyler akademik hayatımda olmamasına rağmen müzelere karşı ciddi bir ilgim oldu. Hal böyle olunca bugüne kadar gittiğim her şehrin müzelerini gezmek konusunda hiç tereddüte düşmedim. Hatay Arkeoloji müzesine gittiğimde sanki Türkiye’de değildim. Bu zamana kadar tarihi eserleri ve değerleri yeterli düzeyde koruyamadığını düşündüğüm güzel ülkemin bakanlığı eleştirsem de ilk defa bu kadar açık bir şekilde tebrik ettim. Minimum 2 saat ayırmanız gereken bu müze’nin özenine ve düzenine hayret ettim. Bir taraftan yüzyıllar önce burada yaşayan medeniyetlerin yaşam şekillerini tarihi bulgularla anlatan müze, aynı zamanda uygarlıkların dönemlerine göre bunu ayırıyordu. Müzenin mozaik kısmı o kadar zengindi ki daha neler çıkacaktır yakında diyerek yakında göreceklerimize işaret ediyordu. Antakya’ya giderken yanınıza alacaklarınıza güneş kremi dışında Müze Kart eklemeyi sakın unutmayın, mutlaka Hatay Arkeoloji müzesini gezin.
 




































Antakya Mezeleri
 
Akşam olunca işler kebaplardan daha çok mezelere dönüyor Antakya sofralarında. Eski bir han, biraz Türk Sanat Müzikleri ve ufak ufak tadılan mezelerle keyifli bir sohbet aslınd aranan bir Hatay akşamında. Mutlaka denemeniz gereken mezelerden, aşur, abagannuş, çökelek salatası, mütebbel, tebbuli, tuzlu yoğurt, muhammara mutlaka farklı bulacağınız mezelerden. Yanında rakı yada şarap size kalmış ben o toprakların şaraplarından(Barburi Üzümü) ile devam ettim o kısmı size bırakıyorum. Tüm bunlar için çok beğendiğim Konak Restoranı da öneriyorum. Bir hafta öncesinden rezervasyon yapmayı unutmayın zira epey kalabalık oluyor akşamları.


 













Humus
 
Son maddeyi humus’a ayırdım. Terayağlı yada zeytinyağlı olarak yiyebileceğiniz bu meze gerçekten Antakya da bir başka yapılıyor. Hatta öyle ki masaya bir sürü meze geldiğinde ilk eliniz humusa gidiyor meraktan. Tahin’in damakta bir miktar belirgin olduğu bu lezzeti çantanıza atasınız geliyor.
 
Özetin özeti Antakya tahmin ettiğimden çok daha derin bir kültür ve bu kültürün getirdiği yerel lezzetlere ev sahipliği yapıyor. Son zamanlarda Suriye sınırına yakınlığı sonucu yaşadığı tatsız olaylar iç ve dış ziyaretçilerindeki düşürsede insanların ona ilgisinin eski günlerdeki gibi olacağına inanıyor.
 
Kültürlerle...Güzellikle
 
Yolaç
 
 
 

Yazı ile ilgili Yorumlar